Monday, December 06, 2010

Havalar Sular Buralar

Şimdi ben o dünyalara çok uzağım
O dünyalar da bana
dünyalar kadar uzak.
Şimdi ben geliverdim bilmediğim buralara
Bu aralar buralar ne güzel!
Bu soğuyan hava ne güzel!
Oralarda da soğuyor hava
Bu hava o hava kadar soğuk
O havadan güzel.

Havadan sudan konuşuyoruz her gün
Bir kaç saat havadan
Bir kaç saat sudan
"Hava kirleniyor hala akşamları"
"Sular klor kokulu" diyoruz
Sularken birlikte bedenlerimizi, yumuşak,
Banyo küçük; ama yumuşak
Elleri yumuşak
Hayat yumuşak
Buralarda.

Tuesday, November 23, 2010

MERAK

Düşüyor, kalkıyor ve insan
Soruyor ağlamaklı, "ne için?"
Kadınlı, erkekli kalabalıklar niçin?
Zihinleri bir akbaba sürüsü misali aç
Dönüp duruyorlar, bir fırsat kolluyorlar
Ameliyata aldıkları her bir hayattan
masada kalanları tırtıklamak için.

Koşuyor, duruyor ve insan
Soruyor tıknefes, "ne için?"
Bu yokuşlar, inişler niçin?
Balığa öykünüyor, kuşa öykünüyor
Oysa sevinmedi mi geçtiğine o sınavdan, hani
emeklemek, ayağa kalkmak
Tutunmadan yürüyebilmek için?

Yatıyor, uyuyor ve insan
Soruyor düşünde, "ne için"?
Yüksekten düşmeler, alçaktan uçmalar niçin?
Kırk tilki, bin öykü, arzu nesnesi
Sanki gerçekmiş gibi o katilin nefesi
Korkarak, bacakları hissiz, kocaman açılınca gözleri
"Oh be, rüyaymış!" diyebilmek için.

23-24.11.2010

Monday, June 28, 2010

Birsen Tezer ve Vedat Sakman (ya da İstanbul ve Ankara)

Birsen Tezer'in Cihan albümüne fazlasıyla takılmış durumdayım şu aralar. Albümün 8. şarkısı söz ve müziği Tezer'e ait olan "İstanbul". Nakarata dikkat kesilince şunları duymanız mümkün:

"Sesim binlerce, binlerce gözüm bugün
Gözlerin İstanbul, İstanbul gözlerin bugün
Gözlerin İstanbul, İstanbul yüzün bugün

Gözlerin bu kadar mı, bu kadar mı iki hüzün
Ellerin İstanbul, İstanbul ellerin bugün
Ellerin İstanbul, İstanbul hüzün bugün"

Bir de Zuhal Olcay'ın sesinden severek dinleyegeldiğimiz bir Vedat Sakman ürünü olan "Ankara'da Aşık Olmak" şarkısını anımsayalım. Peki o şarkıda ne der?

"Gözlerin bugün garip ve ince bir hüzün
Ankara'da sensiz olmak zor iki gözüm
Sözlerin bugün kırık, umarsız, kördüğüm
Ankara'da sensiz olmak zor iki gözüm
Ankara'da aşık olmak zor iki gözüm"

Peki bundan bana ne? Bundan bana şu. Ankara'da aşkının tohumlarını eken, filizini sulayan şimdi de meyvelerini İstanbul'da yemek isteyen iki aşık insandan biriyim ben. Henüz Ankara'da olan, henüz yalnız olan, henüz O'nsuz olan.. Hala aşık olan. İstanbul'da da henüz bensiz, henüz yalnız ve hala aşık bir adam..

Birsen Tezer O'nun dilinden bana, Vedat Sakman benim dilimden O'na seslenmiş. Ne iyi etmişler..


Saturday, September 06, 2008

Şarkı söylerim

Ah!
Şu hayatta kölesi olacağım tek şey varsa odur
Cesaretsizliğimin en ağır bedeli...
Aşk gibi, yemek gibi, hava gibi, sevişmek gibi
Beğenmesem de vazgeçemediğim
Vazgeçsem öleceğim
Ve kölesi olacağım tek şey varsa o...

Kurduğum ilişkinin kurulmuşlarla alakası yok
En düşsel heyecanlardan daha heyecanlı
Tüylerimin ürpertisi
Söylerken en sevdiklerimden bir nakarat
Haydi
Sana bu biçileni çıkar at!


Şimdi sanki hemen oluverecek mi?
Olursa bütün telaşlarım diniverecek mi?
Ah!
Bağdaş kurup hayatın orta yerine

Dolasam bir melodiyi dilime
Ağzımdan çıkan her ses hayat gibi mi?

Ben sadece kendim için şarkı söylesem
Yetmez mi?
Bir ömür
Böyle
Geçmez mi?

Wednesday, May 28, 2008

şihir


Pijamalarımla ben apartman ıssızlığına gömülüyorum
Koşmayı da hiç sevmem aslında
Altımda asfalt, altımda pijamam
Uykuluyum yarı rüyada
Şehrin tozuna dumanına bulanıyorum
Şehirliyim, itiraf ediyorum
Seviyorum, yanımdan insanlar geçiyor
Geçiyor karşıma bütün dünyasıyla
Bütün bu dünyaları kim seçiyor
Geçiyorum karşısına aynanın
Şehirliyim, seviyorum aynayı
Uykuluyum yaratıyorum dünyayı..
Şehir oluyorum, yeşil kayboluyorum
Soluk alıyorum, hava alamıyorum
Seviyorum yine de şehri
Tatil olsam, köy olsam
Şehirli dostlarımı koynuma koysam
Bir kaç zaman eğleriz birbirimizi
Yerden yere vurarak şehirliligimizi
Uyuruz, uykuluyuz, yorulduk burada
Koşalım, ki koşmayi sevmem aslında
Gece her şehir güzeldir
Yarın gece şehirli olmaya koşalım dostlarım
Uyanalım..

sene 2008

beş (5)



-tat-

Bunu okurken içim kanayacak biliyorum

Kan,

Kekremsi bir hoşluğun tadı

Demir gibi bir sertliğin içinde

Acının adı.

-dokun-

Bütün huylarınla ve huysuzluğunla seviştim ben

Küstahlığınla ve huzursuzluğunla

Tanıklık ederken yarattığımız dünyanın doğum sancılarına

Ve ilk defa 'sen-ben' yerine 'biz' derken bile

Göbekten bağlıydık acılarına.

-duy-

Çıtırtın tanıdık

Gürültün varlık

Ve sesin hayatın ta kendisiyken

Anladığımız “o” dilde konuşurduk

İnlerken, dinlerken ve susarken

Tenin tenimde, aşkla tutuşurduk

Ben sesimi kaybettim

Al dilsizliğim senin.

-gör-

Bu başı olmayan oyunda

Sonsuza dek kör bir ebe

Sanma bu bir şikâyet,

Seni gözlerim kapalıyken görüyorum ben

Açarsam… Kıyamet…

-kokla-

Derin derin soluyorum havayı

Tamı tamına beşe bölüyorum dünyayı

Biri noksan

Var oluşuma sineceksin biliyorum

Kokunu da alıp gideceksin.


Başucumdasın ama uzak

Bir kol atımımdasın

Gövden inip çıkarken her soluk alıp verişinde

Ve ben tanrıya inancımı sorgularken

Varlığını bir armağan sayıp,

Benim dudaklarım sana değerken

Kalbim duracak sanıp.

Beş duyusuz kalmaz mıyım gidişinde…


sene 2008

Monday, May 05, 2008

Meyhane

“Bir kez daha içelim” diye bağırır ihtiyar,

Acılı bir şerefe dökülür gözlerinden

Titreyen eliyle kaldırır şarabını

Ve tüm kıyak dostları

İyice demlenirler gözlerinin buğusunda

Midesinden şikayet eder budalanın biri

“İki tek atmaya gelmiyor” der

Derken içeri bir kadın girer

Donmuş bakışlarını mıhladığı yerden ayıramayarak

“Yine terk edildim”

Özünde hileli bir aşk

Gözünde onun yansıması hüzün

“Herkese birer içki

artan yalnızlığımın şerefine.. ”

sene 2000 (sadece 16 iken)